ÜZEYİR İLBAK
Türkçe Okur Yazar Kaldı mı?
Türkçenin Batılılaşma tarihi ile paralel giden trajedisine
dair yapılan çalışmalar hız kesmiyor. Tanzimat, Birinci ve İkinci Meşrutiyet
siyasî hamleleri devrinde yaşananlara Alfabe değişikliği eklenerek (Birileri
Türk Dil Kurumu’nun kuruluş tarihini Dil Devrimi olarak nitelese de bizce
yanlıştır. Yapılmak istenenlerin çıkmaz olduğu fark edildiğinde bu iddiadan
vazgeçilmiştir. Falih Rıfkı Atay, Çankaya, s. 550-552, Pozitif
Yayınları-İstanbul) kültür ve medeniyet geleneğinden kopuş, devlet eliyle
gerçekleştirilmiş oldu. Aile içi dil anlaşmazlıklarından, anadili hissiyatının
kaybından, dilin manevî seslerini yitirmesinden başlayarak bilinen tartışmalara
burada girmeyeceğim. Ancak kelime tasfiyesi, dilin kültür havzası
kavramlarından koparılması neticesinde Türkçe düşünme ve yazma kapasitemizi
önemli ölçüde zayıflattık. Bu kısırlaşmaya laik-seküler anlayışın hâkim
olmasıyla dil, manevî dünyayı anlatan kelime ve kavramlarını da kaybetti.
Cumhuriyet nesli, Mustafa Kemal’in meclis kürsüsünde
kullandığı "baysal utku"dan vazgeçmesine rağmen “tilcik” uydurmaya
devam etti. Batılılaşma, Avrupalılaşmayı seküler ve maneviyatsız bir dil
paradigması ile gerçekleştirebileceklerine olan inançlarını kaybetmediler.
Türkçe'nin semantik/anlam alanını ve fonetik/ses yapısını yıkarak, toplumu
sentetik bir dille düşünmeye, yazmaya ve konuşmaya zorladılar. Dil, dayatılan
modernliğin yanısıra modernizmin bir aracı hâline getirildi (modern ve
modernizim aynı anlamda kullanılmadı). Tevarüs ettiği birikim, yaslandığı
kültür ve medeniyet coğrafyası görmezden gelinerek üretilen bozuk Türkçe, zaman
içerisinde kelime, kavram ve sesini kaybetti. Dili zayıflatanlar, bir süre
sonra “Türkçe ile bilim ve felsefe yapılamayacağı” yalanını üreterek “tilciklerini”
kabile dil konuşanların ve dünya ile ilişki kurmadan yaşayanların yetersiz dil
bilme düzeyine indirgedi. 19. yüzyıl ideolojisi modernizme ve pozitivizmine
yaslanan Cumhuriyet aydınları kelime ve kavramlarımıza yaptıkları müdahalelerle
sebep oldukları tahribat bizi, kültür ve medeniyetimize önemli ölçüde
yabancılaştırdı.
İki asrı geçen zaman aralığında yapılan dil ve imla
tartışmaları hız kesmeden devam ediyor. Birleşik kelimelerin imlası, Batı
kökenli kelimeler başta olmak üzere farklı dillerden alınan kelimelerin
yazılması meselesi hâlâ önemli tartışma konularının başında geliyor.
Kısaltmaların seslendirilmesi meselesi, görsel ve sosyal medyanın yaygın hâle
gelmesiyle dili olumsuz etkileyen bir araç oldu. Türkçe kısaltmalar, İngilizce
ses yapısına uyularak seslendirildi. Türkçede TV (Te Ve); MSN (Me Se Ne) olarak
hecelenirken; Ti Vi ve eM eS eN diyerek İngilizce (!) bilme ayrıcalığına
eriştiğimizi mi ilan ettik?
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği; dil, kültür, Türkçe
düşünmek ve yazmak meselelerinde iş birliği yaptığı kurumlarla meseleyi
gündemde tutmak, çözüm önerileri yapmak ve edebiyat kamuoyunu bilgilendirmek
üzere çalışmaya devam ediyor. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı
(YTB) ile Türkiye’de okumuş ve okumaya devam eden uluslararası öğrencilerin
katıldığı “Türkiye’de Yaşamak” başlıklı bir yarışma yaptı. Millî Eğitim Bakanı
Yusuf Tekin, YTB Başkanı Abdullah Eren ile bazı üniversite rektörleri ve
fakülte dekanlarının teşrif ettiği ödül töreni Rami Kütüphanesi’nde yapıldı. Bu
yarışma sonunda dil, kültür, sonradan öğrenilen Türkçe ile düşünmenin ve
yazmanın inşa ettiği sosyal çevre, aidiyet, eğitim diplomasisinin zeminini
hazırladığı birlikte yaşama duygusuna tanıklık ettik. Farklı dil, din, kültür
ve medeniyet coğrafyalarına ait insanların Türkiye’de nasıl bir kültürel
zenginlikle tanıştıklarını ve değiştiklerini okuduk. Dereceye giren eserlerle
birlikte yetmiş civarında metnin kitap olarak yayınlanmasına karar verildi ve
kitap olarak yayımlandı. Ortaya çıkan metinlerin bu konularda çalışan kamu
kurum ve kuruluşlarının yanısıra bu alanda faaliyet gösteren birçok sivil
toplum kuruluşuna da rehberlik edeceğine inanıyorum.
***
Sabahattin Zaim Üniversitesi’yle (İZÜ) yaptığımız
"Türkçe Düşünmek, Konuşmak ve Yazmak" çalıştayının açılış töreninde Millî
Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlerinde bulunmuş Prof. Dr.
Nabi Avcı, İZÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar ve TDED Genel Başkanı Ekrem
Erdem birer konuşma yaptılar. "Dil, Kimlik ve Kültür", "Batı
Dillerinin Türkçe Üzerindeki Etkisi", "Türkçenin Coğrafi
Dünyası", "Konuşma Türkçesi" ana başlıkları ve kapanış
müzakeresi ile tamamlanan bir günlük çalıştayda ortaya çıkan metinler yakın
zamanda yayımlanarak ilgili çevrelerin dikkatlerine sunulacaktır.
"Türkçe Düşünmek, Konuşmak ve Yazmak” çalıştayı farklı
bakış açılarıyla dil meselelerinin tartışıldığı bir zemin oldu. Dil, dilin ait
olduğu kültür coğrafyası ve inanç sistemi, tarihi seyri içinde maruz kaldığı
müdahaleler, inanç ve kültür coğrafyasıyla inşa ettiği ortak kavramlar ve bu kavramların
yüklendiği birikim sunuldu. Kültür ve medeniyet yolculuğunda yaşanan kopuşların
tipik örneklerinden biri Prof. Dr. Dursun Ali Tökel’in “Dil Boşluk Kabul Etmez:
Ya Melek Ya Zombi” başlıklı sunumuydu. Melek kavramının genç nesilde zombi
olarak kavramsallaştırılmasını ironik bir dille anlattı. Bunun üzerine
düşünülmesi gerek
Kültür, insan topluluklarının coğrafya, tarih ve kurdukları
medeniyet anlayışı ile ortaya koydukları değer ve geleneğin yaşatılmasıyla
oluşan şuur iklimidir. Bu birikimin biricik taşıyıcısı söz ve kelimedir, yani
dildir. İnsan, dilini ve kavramlarını yitirdiğinde veya değiştirdiğinde ya da
başka kültürün kavramlarına teslim olduğunda toplumu ortak bir değerler
dünyasında yaşatamaz. Coğrafyamızda Tanzimat’la başlayan kopuş; bugüne kadar
Batı normları ölçeğinde de bir değer üretemedi. Münevver, aydın ve entelektüel
kavramlarının tarihî seyir içinde yüklendiği anlam kırılmaları bile bizde
sağlıklı düşünce ikliminin oluşturulamamasının tipik bir örneğidir.
Bu meselelerin artık alfabe tartışmaları ve “dilde
tasfiyecilik” gibi ideolojik ve derinliksiz siyasi tartışmaların dışına
çıkarılması gerektiğinin idrakine varmak zorundayız. İşe, kreş ve ana
okullarında yabancı dil öğrenerek başlayan bir nesli kurtararak başlamak
sorumluluğunu göz ardı etmemeliyiz. Çocuklarımıza doğru ve yeterli bir ana dil
öğretimiyle ve sözü sese dönüştürme eğitimiyle başlamak gerek. Bütün
bunlar da etkili bir Ana diline saygısını kaybetmiş, dilinin edebî ve kültürel
birikimini hakir gören, devletinin diliyle bilim, felsefe ve edebiyat
yapılamayacağına inanan bir nesle; tarih, kültür, medeniyet hatta matematik
bile öğretemeyiz. Dilini yarım yamalak konuşan, öğrendiğini sandığı yabancı
dilin hissinden de habersiz birilerini eğittiğimizi düşünürken aslında her iki dilden
de bir şey anlamayan tipler yetiştirmiş oluruz. Milletin kültür birikimi,
medeniyeti, edebiyat ile edebî metinleriyle ilişkili bir nesil yetiştiremezsek
yarınımızda bu değerlerin hiçbiri olmayacaktır.
Dil Edebiyat Dergisi 197.sayısı
- Ürün Kodu: de05
- Stok Durumu: Stokta var
-
180TL

-228x228.jpg)