EĞİTİM DİPLOMASİSİ VE GELECEK
Üzeyir İlbak
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Yurtdışı Türkler ve Akraba
Topluluklar Başkanlığı ile “Türkiye’de Yaşamak” başlıklı bir yarışma
düzenledi. Yarışmaya dünyanın dört bir ya- nından YTB bursuyla veya
imkânlarıyla Türkiye’de farklı eğitim kademelerinde öğrenim gören, mezun
olup ülkelerine dönen veya bir şekilde Türkiye’de yaşamaya devam eden
kişiler katıldı. Farklı etnik ve dinî inanca mensup yüzlerce öğrencinin insanın
kalbine dokunan metnini birkaç kez okuma fırsatı buldum. Son kez dereceye
giren ve kitap olarak yayımlanacak metinleri tekrar okudum. Çoğunluğu
Türkçe bilmeden, bir kısmı dizilerden Türkçeye dair bir fikir sahibi
olarak; heyecanları, tedirginlikleri, ürkeklikleriyle gelip Türkçe
öğrenmeye başlamış; kimi liseye kimi üniversiteye başlayıp mezun olmuş.
Yüksek lisans ve doktora yapanlar var. İçlerinden yabancılara Türkçe
öğreten öğretmenler de çıkmış. Özellikle Suriye’den çocuk yaşlarda mülteci
olarak gelip sokakta öğrendiği Türkçe ile okula başlayanların hikâyeleri
daha bir dokunaklı. İçlerinden sarsıcı olanlar da var. Müs- lüman
coğrafyasından gelenlerle Yeni Zelanda ve Güney Amerika ülkelerinden gelen ço-
cukların buluşma alanları ve Türkçe ile yaşama maceralarının ortaya çıkış
hikâyeleri insanlık adına umut vadedecek kadar güzel dostluklara imkân
sağlamış. Aynı odayı pay- laşan Ukraynalı ve Afrikalı çocukların;
Moğolistan’dan gelen kızın komşusuyla ilişkileri ve ailesiyle gelip bir
sitede iş bulup Türkiye’de eğitimini sürdüren mühendisin hikâyesi daha
başka. Birbirine benzer maksatlarla yola çıkan ve birbirinden çok farklı
hikâyesi olan yüzlerce çocuk ve gencin ortak paydası ve şaşırtıcı
hayatlarının hikâyesi; Millî Eğitim Müfreda- tı’nın bizim çocuklarımızda inşa
edemediği ortak değerler, kültür, medeniyet algısı, tarih şuuru,
komşuluk, aile ilişkileri ve gelenek gibi ortak bir zihinle Türkiye’ye intibak
etmeleri- dir. Bu metinler nesilleri geleceğin ortak ideallerinde
birleştirmenin kapısını aralayabilir mi, diye düşünmedim değil.
Endülüs ve Osmanlı Eğitim anlayışı zamanının en görkemli sistemini kurarak Orta
Çağ’ı aydınlattı. İnsanlığın ortak ideallerine önemli katkılar sağladı.
Bugün pek çok insan tara- fından eleştirilse de Osmanlı Enderun sistemi kendi içinde
tutarlı, kozmopolit ve aidiyet inşa etmede başarılı bir sistem olarak
değerlendirilmesi gereken bir modeldi. Egemenlik alanının farklı
bölgelerinde getirdikleri çocukları eğitim sistemi sayesinde başarılı
birer devlet adamı, mimar, asker… yaparak dünya tarihini etkileyen önemli
imparatorluk dev- leti olarak dünya tarihinin bir dönemine damgasını vurdu.
zellikle Endülüs, dünya tarihinde din, dil, etnik kimlik ve insanları deri
rengine göre tasnif etmeden Medinetü’z-Zehra’da eğitti ve orada yetişenler
insanlık tarihinin yıldızını parlattı. İbn Haldun Endülüs medeniyetinin
gerilemesiyle ortaya çıkan durumu "Endülüs'e gelince, yüzlerce
yıldan beri Müslüman umranın gerileyip eksilmesiyle, oradaki öğretim
faaliyetle- ri ve ilme verilen önem ortadan kalkmıştır. Endülüs halkı arasında
ilimden geriye sadece Arapça ve edebiyat öğretimi kalmış, sadece bunlar
üzerine yoğunlaşmışlar ve öğretim me- totlarını korumuşlardır. Fıkıh,
muhtevasız bir hale gelmiş, akli ilimlerin izi bile kalmamıştır. Bunun
sebepleri, umranın gerilemesiyle öğretimin kesintiye uğraması, bazı kıyı
bölgeleri dışında Endülüs'ün büyük bir bölümünün düşmanlar (Hristiyanlar)
tarafından ele geçirilmesi ve halkın, her şeyden daha çok geçimleri ile
meşgul olmalarıdır. Allah her işinde galip olan- dır." şeklinde ortaya
koyar. İbn Haldun’un Endülüs tespitini Osmanlı üzerinden yorumladığımızda
benzer bir sonuçla karşılaşırız. Ne zamanki devşirilmek üzere
çocuklarımızı Batı’ya gönderdik gerileme ve çö- küş sürecine girdik. Gönüllü
devşirilme çağının ardından bu topraklarda, yabancı dille eğitim yapan
misyoner okullarına izin verildi ve başkaları için onların dilleri ve
kültürleriyle yetişen, okuyan ve düşünen bir nesil yetişti. Askeriye ve
tıbbiyelerde devşirilmiş bir nesil eliyle im- paratorluk yıkıldı. Cumhuriyet’e
aktarılan misyoner ve yabancı dille eğitim yapan okulların tortuları yaşatılma-
ya devam ettirilirken tek parti yönetimi sırasında tek partiye mensup
seçkinlerin çocukları yetiştirilmek üzere devlet bursuyla eğitilmek üzere
Avrupa okullarında gönderildi. Avrupa’da zihinleri ve bedenleriyle
dönüşenler melez bir kimlik ve anlayışla döndüler ve eğitim sistemi- ni
köklerinden tamamen kopararak ülkenin kıblesini değiştirdiler. Netice
itibarıyla bu ülkenin en büyük sorunu ilköğretimden -hatta okul öncesi-
itibaren Batı dilleriyle eğitim yapan ve Batı okullarında eğitim görüp
ülkeyi yönetmek üzere dönen; kültür ve medeniyetleriyle barışık olmayan
kesimdir. Devşirilmiş çocuklar aracılığıyla kültürümüz, yaşama biçimimiz;
ekonominin idare edildiği plazalarda, yazılı ve görsel medyada konuşulan
dil, kullanılan kelimeler, telaffuz yerle bir ediliyor. Dilini doğru
öğrenmeyen, doğru kullana- mayan ve başkalarının kültür kodlarıyla düşünmeye
çalışanlar da bu ülke için düşünmüyor ve düşünemiyor. Başkalarının
kelimeleriyle bu ülke için kayda değer bir eser ortaya koyamazsı- nız. Mimar
Sinan Taç Mahal ile Mostar Köprüsü arasındaki coğrafyada hâlâ zirve bir
mimar olarak yaşıyorsa, bunun aldığı eğitimi anlamaya çalışmamız gerek.
Farklı ülkelerden gençleri eğiterek, gittikleri yerlerde yürütülecek diplomasi
ve uluslararası ilişkilerde yapacakları katkıları göz ardı etmeden eğitim
sistemimiz üzerine yeniden düşün- memiz ve müfredatı yeniden gözden geçirmemiz
gerek.
***
Oruç ayını “Samanyolu’nda Ziyafet” şuuruyla yaşayan, bu süre boyunca Gazze
soykırımının faillerini unutmayan, inandıkları dini "Tanık ol, biz
Müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız." (Kuran:3/52) diye
yaşayanların Ramazan Bayramı mübarek olsun
Dil Edebiyat Dergisi 196.sayısı
- Ürün Kodu: de04
- Stok Durumu: Stokta var
-
180TL

-228x228.jpg)