Son Normal İnsanlar Çağı
ÜZEYİR İLBAK
Yirminci yüzyılın son çeyreğinde maruz kaldığımız dijital
bilişim çağı, insanlığı yeni ve derinliksiz bir hayatla tanıştırdı. Çılgın ve
muhtevasız bir iletişim çağı yaşanırken, insanlık ve insanî değerler hızla
irtifa kaybetti. Nesillerarası iletişim ve diyalog hızla kayboldu. Aile içi
ilişkiler yapay ve rutin bir hâl aldı. Aileye mensup her bir fert, bireysel bir
yaşama biçimini seçti ve kalabalık dijital bir mahallede, malumatfuruş
ekranlarda insanlık tarihinin en yalnız varlığı olarak vehimlerle yaşamayı
seçti. Yaşadığımız çağ, insanlığın medeniyet arayışlarının ve medenîleşme
çabalarının insanlık tarihindeki en belirsiz ve öngörülemez evresi. Hayatımıza
AI "(Artifişıl İntelicıns -Artificial Intelligence-)"/ “yapay zekâ”
olarak giren ve son olarak da hayatımızı kontrol etmek üzere Çin’den bir meydan
okuma aracı olarak piyasaya sürülen DipSek (DeepSeek) açık kaynak olarak
evimize, ofislerimize ve cebimize girdi. Alanla ilgili olanların “Açık kaynaklı
modeller arasında lider konumda ve küresel olarak en gelişmiş kapalı kaynaklı
modellere rakip” olarak tanımladığı bu yapay yazılım, dünyanın en büyük yapay
kültür(!) üreticisi olarak da diğerleri gibi insanlığı bir çıkmaza sürüklemek
üzere elektronik cihazlarımızda yerini aldı. Bir sayfalık standart kelimeler yığını
karşılığı zihnimizi, aklımızı, idrak ve kavrayış kapasitemizi; inanç,
kültür-medeniyet, tarih, coğrafya aidiyet şuurumuzu, gönül dünyamızı,
hissiyatımızı … kontrol etmeye başladı. Çok yeni olmasına rağmen pek çoğumuzun
kutsadığı bir kıblegâh olmaya başladı. Bu konuda çok fazla bilgi sahibi
olmadan, adı geçen sistemlerin ürettiği malumatla edindiğimiz ve tefekkür
etmeden benimsediğimiz yapay fikirlerle dahil olduğumuz yapı, insanlığa ne ile
nasıl bir hayat vadediyor? Bütün marifeti insan zekâsını taklit ve insanlığın
birikiminin aktarıldığı bilgi ve düşünce havuzundan derleme yapmak olan AI
(yapay zekâ), havuza giren yeni verilere göre tekrarlı olarak kendini yenileme
numarası yapan sahtekâr zekâ sahibi insanların en kötücül yeni icatlarından
biri. Uzun süredir iletişimi bir vatsap (whatSapp/X), İnstagram ve MSN mesajına
indirgendiğimiz bir zaman aralığında yaşıyoruz. Sevinçleri, üzüntüleri,
mutlulukları, yıkımları, inşaları, doğum ve ölümleri birilerinin hazırladığı ve
bize dair hiçbir duygu kırıntısı taşımayan ekran alıntıları ile iletişim(!)
kuruyoruz. Ev içinde çocuklarımızla da bu zamazingo ve zımbırtılarla
haberleşmeye başladık. Odasında, kulağında kulaklıkla ekrana baktığından emin
olduğumuz çocuğumuza seslendiğimizde bizi duymayacağını, fakat ekrandan
göreceğini biliyoruz. Bu iletişim aldatmacasının bile bize, neleri
kaybettirdiğini hiç tefekkür ettiniz mi? Neyin bedelini, ne ile takas ediyoruz?
Merhamet ve evlat sevgisi sesinin ekrana düşme ihtimali var mı? Yapay zekâ,
insanlık tarihinin çok ve en son büyük medeniyet kırılması ve medeniyet
değiştirme icadı olarak hayatımıza girdi. Aklımızı ve bilme kapasitemizi
sıfırlayan bu ucube veriler yığını ülkelerin millî güvenliğini, kültürel
kodlarını, dinî ve insanî aidiyetlerini hesaba katmadan “tek tipçi” bir algı
oluşturuyor. Bu hükme nereden mi vardım? Türkiye Dil ve Edebiyat Derneğimizin
uluslararası öğrencilere yönelik yaptığı “Türkiye’de Yaşamak” başlıklı
yarışmaya farklı ülkelere, coğrafyalara, kıtalara, kültür ve inançlara mensup
öğrenciler tarafından gönderilen “yapay zekâ” üretimi metinler neredeyse tek
tipti. Başlıklar, ara başlıklar, konuları işleme biçimi aynı veya benzerdi. Bir
Yeni Zelandalı ile Meksikalının veya bir Özbek ile Afrikalının aynı duygu ve
hislerle yeni bir coğrafyada olması düşünülebilir mi? Yarım asırdan fazla bir
zaman aralığında sosyal medya denilen yapının eğitip yönlendirerek
mankurtlaştırdığı tefekkürden yoksun kopyala yapıştır cümlelerle yetişen nesil;
bu yeni icatla bir okyanusta pusulasız şekilde yalpalayarak ilerlemeye çalışıyor.
Başka bir ifade ile asırlar önce Eflatun’un Mağara’sında “çocukluktan beri
zincire vurulmuş hepsi ne yerlerinde kıpırdamaları ne başlarını çevirmeleri
kabil, yalnız karşılarını görüyorlar. Arkalarından ışık geliyor.. uzaktan,
tepede yakılan bir ateşten. (…) Onlar için tek gerçek var: Gölgeler.”
tanımladığından farklı bir noktada mıyız? İnsanlığın yeni gölgeler alemi: Sanal
medya, yapay zekâ! Her çağ yeni bir mağara ve yeni gölgeler alemi üretiyor.
Dijital çağın iletişim araçları beynimizi ve kalbimizi eylemsizliğe mahkûm
etti. Yapay zekâ yazılımları ve teknolojisi güç odaklarını, muktedirleri,
teknoloji endüstrisi sahiplerini dünyayı yeniden düzenleme ve çevreleme
düşüncesine sevk etti. Dünyanın kıymetli temel madenlerinin olduğu topraklar,
birilerinin sömürgecilik iştahını, orta çağ kolonyalizmi mimarlarının
doyumsuzluğu ile eşitledi. Vahşi ve köleci akıl dünyaya ve insanlığa umut
vermiyor. Dijital ân’da hafıza ve miras yok. Gönül, idrak ve merhamet yoksunu
bir çağ için insan ile makine arasında da bir fark yok. İnsan artık varlığı ve
hayatı beş duyu ile idrak etmekten yoksun. Duyularla kavrayışı olmayan insan,
fiziki varlığıyla insan olsa da uyuşturan büyüklük hissinin, bilgili cahilliğin
bir kurbanı artık. Burnun kulak, kulağın göz, temasın gönlü harekete geçirdiği
ve muhayyileyi canlandırarak geçmiş zamanların birikimleriyle yarının hayalini
kurmayı başaran gerçek insana her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz.
Dijital karmaşada insanın insanlık vasıflarını yitirme noktasındayız. Bir ses,
bir tat, bir koku insanın muhayyilesinde yeni bir dünya kuramıyorsa; insan,
insana has vasıflarından uzaklaşmıştır. İnsan, kendine yabancıdır artık.
Dijital dünyanın hediye ettiği ekranda koku yok. Dokunma ve temas hissi hiç
yok. Gördüğün şey mağaradaki gölgeler. Hakikat de yok. Bir ağa bağlandığında
bir şeye bağlandığını düşünüyorsa insan; mağaradaki gölgenin hakikatine inanmış
ilk çağ insanından daha ahmak bir mağara zekâsına sahip. Ve Oruç Müslümanlar
için oruç, merhum Sezai Karakoç’un “Samanyolunda Ziyafet” isimli eserinde
tanımladığı hakikatin idrak edilmesi ile mümkündür. “Çocuklukta tutulan oruçlar
gönülleri yıkayan bir kevser gibi ruhun yedeğinde ve çağın kirlerine karşı bir
savunma şifası gibi durur. Kadir gecesinin gizli olması gerektir; çünkü: açık ve
seçik olarak bir gecenin kutsallaştırılması, Allah’tan başka tanrı tanımama
dini olan İslam’a uymazdı; İslam, değil bir insanın, bir gecenin bile
putlaştırılmaması için gerekli temeli atmıştır. Ne mutlu meşalesi Kur’an olan
bir ümmete!” O idrak kapasitesini yitiren insan, orucun ve dinin hakikatinden
de kopmuştur. Dindarlık kültürünün zihinleri iğfal eden ve yasal ile helal
arasındaki sınırları kaybeden insanın, “yeniden iman etmenin” anlamı üzerine
düşünmesi gerek. Vahiy merkezli dini hakikati idrak eden ve bu hakikatin
aydınlığında yaşayan ve yaşayacak olan, "[İnsanları] Allah’a çağıran,
doğru ve adil olanı yapan ve ‘Şüphesiz ben Allah’a teslim olanlardanım!
(Müslümanım)’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?" (Kuran:41/33).
Dil Edebiyat Dergisi 195.sayısı
- Ürün Kodu: de03
- Stok Durumu: Stokta var
-
180TL

-228x228.jpg)