Kalbi Olmayanın Yüreği Yanar mı?
ÜZEYİR İKBAK
Çalışma gönderimi için: https://www.tded.org.tr/tr/metnini-bizimle-paylas
Dünyevileşme sürecinin dinî terimlerle de desteklenerek; kazanç-inanç
ilişkisi, kazanç-ahlak
ilişkisi, kazanç-politik kişiler ilişkisi ekseninde eski bir saltanat-din
ilişkisinden modernleştirilerek
meşrulaştırılması sonucu yaşadığımız veya bize yaşatılan felaketler hiçbir
siyasi, politik ve ideolojik anlayışla tanımlanamayacak ve telif edilemeyecek
bir noktada.
Kar içinde eksi derecelerdeki soğukta ısınmanın zorluklarını yaşayan çocuk,
kadın ve erkekler;
az masrafla çok kazanmak için tedbir almayan ve her türlü kazancı meşru kabul
eden yatırımcı, doğru denetlemeyen devlet bürokrasisinin farklı kademelerindeki
yetki
sahibi sorumsuz (!) kişilerce katledildi. Kiminin kaza, kiminin kader, kiminin
tedbirsizlik
olarak birilerine yutturmaya çalıştığı olayın tek bir tarifi var: Taammüden
katliam!
Siyasi kadrolarca birbirine ihale edilen yetki ve sorumluluk tartışması ile
mesele kardan
adam ömrü anlayışına fatura edilemeyecek kadar önemlidir. İhmal ve
vurdumduymazlık
düzeyinde politik aks üzerinden yapılan tartışmalar, "Şark kurnazlığı ve
kasaba siyaseti
anlayışı" düzeyende yapılan kahvehane atışmalarıyla örtülememeli ve kamu
adına şeffaf
davranışlar sergilenmelidir. Siyasetle ve farklı taraflarla "doğru ve
karşılıklı menfaat ilişkisi
kuran yatırımcı", muhtemelen aynı ilişkiyi din üzerinden çevresiyle de
kurarak otelinde
yapmadığı zorunlu işlerden artırdığı parayla köyüne, kasabasına veya bir
siyasetçinin
talebiyle herhangi bir yerdeki cami ve kuran kursuna parasal destek vererek
"vicdanî bir
arınma" da yaşamıştır. İnsan hayatını koruyacak tedbirlerden tasarruf
ederek dinî kurum
ve kuruluşa yapılan hiçbir bağış, "bir insanı öldüren bütün insanlığı
öldürmüştür" ilahî
buyruğunun hükmünü ortadan kaldıramaz ve sermayeyi aklayamaz. Otel siyasi bir
kararla
kamuya ait ormana kurulmuştur. Siyasi bir kararla yolu açılmış, elektrik çekilmiştir.
Siyasi organizasyonlar içindeki kişilerce verilen izinler sonucu inşaat
yapılmıştır. Daha
sonra kat çıkılmasına göz yumulmuştur. Bolu Belediyesi’nden Ankara bürokrasisi
koridorlarına
uzanan ilişkiler ağında çalışma izni verilmiş ve otel sahibi matah bir
yatırımcı
olduğu imajı ile Kültür Bakanlığı Turizm Geliştirme Ajansı yönetiminde
görevlendirilmiştir.
Her devre uyum sağlayan "pragmatist tiplerden" olan yatırımcı benzeri
birçok çıkarcı
tip, parti ve ideoloji farkı gözetmeksizin siyaset kurumu mensupları etrafında
pozisyon
almışlardır.
İnsanlar, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, hangi dine ve etnik kimliğe
ait olurlarsa
olsunlar insanlığın ortak değerlerinden ve ahlaki duyarlılıktan büyük bir kopuş
yaşıyorlar.
Yaşadığımız çağı akıl ve sosyal dayanışma çağı olarak tanımlasalar da nitelik
ve standardı tanımlanmamış akıl ile huzur, dayanışma ve ahlaki bir yaşama
standardı
sağlamayan sosyal dayanışma/sosyalleşme huzur ve refah vadetmiyor.
Yaşadığımız çağ insanı, vicdan nehrinden yararlanma kapasitesi sıfırlanmış
kalbi olmayan
çarpım tablosunun mekanik ölçümlemesiyle kâr-zarar hesabı yapan, kazanç yönünde
her yöntemi meşru gören zavallı bir varlık. Vicdan nehrinden insanlık idrakinin
anlamını anlayan
ve hayatın nimetlerini paylaşama kapasitesine sahip olanlar da gönlü kırık
acılı insanlar.
İdeolojik ve dogmatik kutsalları ile siyasi holiganlıklardan uzak insanlar
gücün egemenliğine
teslim olmadan adil ve ahlaklı bir dünyada yaşamak isteseler de bunu
başaramıyorlar.
Ülke kutuplaşmış siyasetçilerle, bölgecilik aidiyetleri ve hemşeri
dayanışmasıyla yukarıdan
aşağıya her alanda pazarlığa malzeme yapılmış bir çıkmazda. Kifayetsiz
muhterislerin hısım
akraba ve siyasi aidiyetlerle oturdukları yerlerde haramileştiği ahlaki
hassasiyetlerin
yok olduğu; sadakat ve itaatin belirleyici olduğu bir bataklıktayız. Bu tespit
farklı olma iddiasındaki
bütün siyasi kamp mensupları için geçerlidir. Alkollü araç kullanandan, camiden
çıktığında aracına kesilen cezayı gören insana kadar her kes “benim kim
olduğumu biliyor
musun?” sorusu ile birilerini tehdit ediyor. Türkiye’nin mümbit bir diyar
olduğun farkında
olan haramiler dört bir yandan kemirdikleri aziz ülkenin bitmediğini gördükçe
iştahları artarak
sızmaya devam ediyorlar. Keçecizâde Fuat Paşa’ya atfedilen “En kuvvetli devlet,
bizim
devlettir. Zira siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz, yine
yıkılmıyor.” dediği söz hâlâ
geçerli. Yüksek gelir ve kazancının vergisini vermeyen, aldığı teşvikleri
fatura numaralarıyla
yatırım yapmadan iç edenlerin iş insanları olarak değer gördüğü yamyamlar
dünyasındayız.
Bolu’daki otel yangını kutuplaştırıcı siyaset anlayışının yanı sıra
ihmalkârlığın, kayırmacılığın,
hak edilmemiş kazançlarla insan canına kıymanın, cila ve makyajın pazarlama
unsuru
olarak öne çıkışının bir göstergesiydi. Standartlara uygun olmayan yangın
merdiveni, olmayan
alarm, standart dışı yön levhaları ile yönünü bulamayan insanların toplu hâlde
yakıldıkları
bir vahşet sahnesiydi.
İyi örnek olarak gösterilen bir diğer otelin de yön levhaları maalesef standart
dışıydı. Acil
çıkış levhaları TSE verilerinde “kırmızı zemin üzerinde kaçan insan figürü”
iken gördüğümüz
kaçış levhası yeşil zemin üzerindeydi. Daha vahim olanı ise levha ve yangın
kapısındaki bilgilendirme
yazılarının İngilizce olmasıydı. Rusya’da Kiril harfleriyle Rusça, İngiltere’de
İngilizce,
Almanya’da Almanca olan uyarı levhalarının Türkiye’de neden İngilizce olduğunu
bilen var
mı? Türkiye, İngiltere ya da ABD’nin mandası da kimsenin haberi mi yok? Ya da
Türkiye’de
her kes İngilizce biliyor da bizim haberimiz mi yok!
Türkiye’de haramilik, bir efendinin cübbesi altında Allah adına veya devletin
kurucu ideolojisine
yaslanarak yapılıyor. Kimi zaman iki görüntü bir karede de karşımıza
çıkabiliyor. Ara
sıra da haramiliğin meşrulaştırılma mekanizması bir cami veya kuran kursuna ya
da dindar
yetiştiren (!) bir yurt binasına yapılan bağış olarak görünüyor. Farklı
aidiyetlerle kamu imkânlarını
yağmalayarak istisnai vatandaşlık hakkından yararlananlar, vatandaşların
geçinme
ve yaşama haklarına tecavüz ederken bile kendileri dışında herkesi suçlu ilan
edebiliyorlar.
Türkiye eğitim sistemi artık “işini bilen vatandaş” yerine “ötekinin hakkına
riayet eden
ahlaklı vatandaş” yetiştirmeye odaklanmalıdır. Dürüst ve çalışkan insanlar
çoğalırken işini
bilen haramilerin daha da çoğalması bizi daha büyük tehlikelere sürüklüyor.
Varsıl olmak kişiyi kültürlü, ortak değerlere saygılı, hakkaniyet sahibi ve
ahlaklı bir insana
dönüştürmüyorsa, kazandıkça oduncu iyi insan Ali Baba karşısındaki birer harami
oluyorsa
bu ülkenin geleceğine zarar veriyor demektir (Bir iyiye karşı kırk harami). Son
yangın olayındaki
ilişkiler ağı ve geçirgenliği bu ülkenin paradigmasının değişmesi gerektiği
hususunda
önemli veriler sağlıyor. Soygunla edinilen serveti, internet ve sosyal
mecralarda köpürtülen
masallarla meşrulaştıran; kamuya ait köy merasını “mesire alanı lejantı ile”
kiralayan, kurduğu
tesislerde asgari düzeyde can güvenliği sağlayıcı tedbirleri almayan ve vergi
vermeden
lüks yaşayan insanlara iltifat edilen zamanlardayız. Bu utancı hak etmeyen
çoğunluk
artık sesini yükseltmeli ve haksızlığı meşrulaştırmaya
Dil Edebiyat Dergisi 194.sayısı
- Ürün Kodu: de02
- Stok Durumu: Stokta var
-
180TL

-228x228.jpg)